Kübra K

Zehra Yasemin’i, Yasemin Zehra’yı kaybetti. Neslihan ninesini kaybettiği gün büyüdü. İçindeki çocuk öldü. Yasemin’in hüzün içindeki nazarı artık ümitli değil. Birbirlerine sarılan o üç arkadaş yok artık. Öldü.

Teşekkürler Yasemin, teşekkürler Neslihan ve de Zehra.

--

--

Seyyah,

Gönüldaşlar memleketi talan olmuş. Ortalık harabe. Sonunda güvendiğim dağlara da kara kış vurdu. Ay daha az parlak. Güneş gündüz olmaya yetemiyor. Ellerim, yakalara yapışma mec’alini kaybetti. Şifası olmayan kırıklarım var. Bin yerimden. Uzaklara türküler yakılmış, yakınların acılarını kimse bilmiyor. Yollar kaygan. Sırati müstakimde kalmak bir hayli zor. Bir kulağımdan girenler diğer kulağıma tez kavuşuyor. İçimde bir maktül nümayan!

Medet Seyyah,

Ne Neslihan kaldı, ne Yasemin, ne Zehra kalbime dokunan. Zeynep’in de alacağı olsun, annesini görmeden büyüyen Ali’nin de.. Umut, ekmek olmaktan çıktı. Avuntu bir palavra. Avuntu bir yalan. Avuntu, kuyuya atılan küçük bir taş!

Sanırım sana da veda edeceğim Seyyah! Affola.

Ben, şimdi bir araftayım. Doğrum şaştı, zarardayım. Kalbim yorgun, firardayım.

--

--

Canımın yandığını, gözlerimi kapattığım an, kursağıma kaçan heveslerimin öksürüklerine tutulduğumda anlıyorum. Dünya sanki dönmeyi bırakıyor. Sanki yer artık çekmiyor. Ayakta durmam zorlaşıyor. Ağzım kuruyor. Burnumda tütüyor annemin kokusu. Otuz bir günü kırk bire tamamlama peşindeyim. Ayaklarımın bağı da çözüldü. Gözlerim, kapalıyken de yanıyor..

Açtım gözlerimi. Nefes aldım, şükrettim. Verdim, şükrettim. Dünya henüz dönüyor. Ayaktayım. Dolana kandım. Yalanlara doymuştum. Annemin kırılmamış kalbini arıyorum. Semaya daldım. Tesbihim çektirdiklerinize şahit olsun. Benim canım bu dünyaya feda olsun. Ahım toprağa kavuşsun, aff’ım semaya ulaşsın. Ayaklarımın bağı birbirine dolandı, heyhat! Ayaktayım, yürüyemiyorum…

Canımın yandığını, hümayan olmuş ağrılarımdan tanıyorum. Kalbimin sancısından. Ve de gözlerimin yanmasından. Kursağımdan tanıyorum. Öksürüklere boğulduğumdan, annemi üzdüğümden tanıyorum…

--

--

Bir aşkın haddinden fazlasını ısmarladım gönlüme. Kırık aynadan bakmaya çalıştığım gözyaşlarımın eteklerimi ıslatırcasına ağlamalarımla yıktım ortalığı. İyileşmeyen kalbime güzeller güzeli bir aşk ısmarladım.

Avazım çıktığı kadar ağlıyorum içimden. Hıçkırıklarımın ucunu kaybettim, tutamıyorum. Tutunamıyorum bir dala veyahut bir taşa. Ömürlük bir kova suya tutunuyorum.

Telafisi olsa ömrümün, ömrümü annemin ömrüne katar aklımı fikrime bağlar yol alırım başka diyarlara. Ömrümün telafisi yok. Gönlümün telafisini kabre saklıyorum. Böceklere haykıracağım sahip çıkamadığım iki kuruşluk sevgimi.

Duvardaki saat görevini ifa ediyorken ellerim semaya yükselmeye yüksünüyor. Başımda ağrılar nümayan. Gece gündüzü kovalıyor. Gündüz geceyi sevre dalmış. Saatler zamanımı çalıyor. Ben ömrümü.

O zaman;

Yine üstünü örtüp dertlerin, ninniler söyleyelim. Seyre dalıp yıldızları, ninniler besteleyelim.

--

--

Zamanı dinlendirmeli Seyyah, zamanı demlemeli.

Gökyüzünden turna geçmiş,

Sevdamı duyurmaya ellere.

Kokusunu sarmış sarmalamış yellere

Ağaçtan yaprak düşmüş,

Selam söylemeye niyetlenmiş böceklere..

Zamanın zulmü çok Seyyah, ah etmeli.

Yeryüzünden zadeler geçmiş, selam etmeye serlere.

Kundaklamış bebesini taş basılmış gönlüne.

Bulutlardan haber salmış,

Yâr gelecekmiş Seyyah, yâr gelecekmiş..

Yâr geliyormuş Seyyah…

--

--

Beni, beni sevenin bağrına gömün.

Rüzgara kızmayın. Görünmese de kendini hissettirebilen tek şey o. Esmesiyle yanağıma eşsiz buse konduran, yanan bağrımı serinleten, saçlarımı raks ettiren o. Nereye savursa oraya yöneliyorum. Yolum yöntemim ondan. Rüzgara kızmayın.

Çoğu zaman kabrimi düşünürüm. Kimin kucağında olsam daha az yanardı canım, bilemiyorum. Kim bağrına basardı beni? Sayısını bilmediğim böceklerden kime sığınırdım bilmiyorum.

Yana döne gittiği yeri sorulan Efendimiz(sav)’i andım. Bağrım yandı. Yandım. Kabre sorulunca görmedim mi diye, şimdiye kadar sizindi deyişi canımı yaktı. Yandım. Şimdi onun olmuştu. Beni, beni sevenin bağrına gömün.

Rüzgara kızmayın. Uğultusu içimin hengamesine cevap veren tek ses. İçimdeki uçurtmayı göklere çıkaran tek soluk. Hasretlik çekenlere burunlarında tüten kokuları getiren tek nefes.. Ali annesini camdan kokluyor. Tahsin Muhsin’e öpücüklerini yolluyor. Zadeler ah çekiyor, semaya yolluyor. Zehra af çekiyor, dünyaya üflüyor. Rüzgara kızmayın!

Beni, beni sevenin bağrına gömün! Ve de rüzgara kızmayın.

--

--

Seyyah,

Ağlamak vaktidir şimdi, nedamet vakti. Bir ney eşliğinde gözyaşlarımla çiçekleri sulamak vakti. Kalbimin yükünü taşımakta zorlanıyorum Seyyah. Ali’nin hayalini kurduğu yere gitmek istiyorum. Düşlerinde düştüğü, tutup kaldırıldığı yere..

Şimdi yalvarmak vaktidir, şimdi uslanmak. Sekine inen her bir saç teline Seyyah, on dokuz kere amin diyorum. Semaya kalkmaya mec’ali kalmamış ellerim için istiğfar dileniyorum. Avuçlarımı kınalıyorum, Yol’a kurban olmak istiyorum. Ali’nin büyüyemediği yere gitmek istiyorum. Kokusu cennet mekana..

Bir meyve çekirdeği diktim bir avuç toprağa. Hem umut, hem hüzün doluyorum baktıkça. Büyüdü. Az biraz hasbihal ettikçe benimle beraber yaş doluyor yaprakları. Ha mutluluktan ha kederden. Onu da alıp Ali’nin gözlerinin derinlerine gitmek istiyorum. Ah akşam gözlü çocuk! Nerdesin?

Şimdi ah vaktidir, af vakti! Şimdi ağlamazsan gönlüm, vakit kıyamet vakti! Ali’nin hayalini kurduğu yere gitmek istiyorum, cennetle müjdelendiği, cehennemden azad edildiği, tutup kaldırıldığı, kokusu cennet mekana…

Anne yanına.

--

--