Zehra Yasemin’i, Yasemin Zehra’yı kaybetti. Neslihan ninesini kaybettiği gün büyüdü. İçindeki çocuk öldü. Yasemin’in hüzün içindeki nazarı artık ümitli değil. Birbirlerine sarılan o üç arkadaş yok artık. Öldü.

Teşekkürler Yasemin, teşekkürler Neslihan ve de Zehra.

--

--

Seyyah,

Gönüldaşlar memleketi talan olmuş. Ortalık harabe. Sonunda güvendiğim dağlara da kara kış vurdu. Ay daha az parlak. Güneş gündüz olmaya yetemiyor. Ellerim, yakalara yapışma mec’alini kaybetti. Şifası olmayan kırıklarım var. Bin yerimden. Uzaklara türküler yakılmış, yakınların acılarını kimse bilmiyor. Yollar kaygan. Sırati müstakimde kalmak bir hayli zor. Bir kulağımdan…

--

--

Canımın yandığını, gözlerimi kapattığım an, kursağıma kaçan heveslerimin öksürüklerine tutulduğumda anlıyorum. Dünya sanki dönmeyi bırakıyor. Sanki yer artık çekmiyor. Ayakta durmam zorlaşıyor. Ağzım kuruyor. Burnumda tütüyor annemin kokusu. Otuz bir günü kırk bire tamamlama peşindeyim. Ayaklarımın bağı da çözüldü. Gözlerim, kapalıyken de yanıyor..

Açtım gözlerimi. Nefes aldım, şükrettim. Verdim, şükrettim…

--

--

Bir aşkın haddinden fazlasını ısmarladım gönlüme. Kırık aynadan bakmaya çalıştığım gözyaşlarımın eteklerimi ıslatırcasına ağlamalarımla yıktım ortalığı. İyileşmeyen kalbime güzeller güzeli bir aşk ısmarladım.

Avazım çıktığı kadar ağlıyorum içimden. Hıçkırıklarımın ucunu kaybettim, tutamıyorum. Tutunamıyorum bir dala veyahut bir taşa. Ömürlük bir kova suya tutunuyorum.

Telafisi olsa ömrümün, ömrümü annemin ömrüne katar…

--

--

Zamanı dinlendirmeli Seyyah, zamanı demlemeli.

Gökyüzünden turna geçmiş,

Sevdamı duyurmaya ellere.

Kokusunu sarmış sarmalamış yellere

Ağaçtan yaprak düşmüş,

Selam söylemeye niyetlenmiş böceklere..

Zamanın zulmü çok Seyyah, ah etmeli.

Yeryüzünden zadeler geçmiş, selam etmeye serlere.

Kundaklamış bebesini taş basılmış gönlüne.

Bulutlardan haber salmış,

Yâr gelecekmiş Seyyah, yâr gelecekmiş..

Yâr geliyormuş Seyyah…

--

--

Beni, beni sevenin bağrına gömün.

Rüzgara kızmayın. Görünmese de kendini hissettirebilen tek şey o. Esmesiyle yanağıma eşsiz buse konduran, yanan bağrımı serinleten, saçlarımı raks ettiren o. Nereye savursa oraya yöneliyorum. Yolum yöntemim ondan. Rüzgara kızmayın.

Çoğu zaman kabrimi düşünürüm. Kimin kucağında olsam daha az yanardı canım, bilemiyorum. Kim bağrına basardı…

--

--

Seyyah,

Ağlamak vaktidir şimdi, nedamet vakti. Bir ney eşliğinde gözyaşlarımla çiçekleri sulamak vakti. Kalbimin yükünü taşımakta zorlanıyorum Seyyah. Ali’nin hayalini kurduğu yere gitmek istiyorum. Düşlerinde düştüğü, tutup kaldırıldığı yere..

Şimdi yalvarmak vaktidir, şimdi uslanmak. Sekine inen her bir saç teline Seyyah, on dokuz kere amin diyorum. Semaya kalkmaya mec’ali kalmamış…

--

--